Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Olacak O Kadar’ın eski bölümlerinde Oya Başar kullanırdı yukarıdaki ifadeyi ve ne zaman bu cümleyi söylese hemen kanalı değiştirmek gelirdi içimden. Ama konumuz bu değil.

Facebook’un sağ tarafında (sidebarında) yer alan reklamlar hakkında söyleyeceklerim var. Bilmem size de oluyor mu ama gözüme takılıyorlar sürekli. Başlayalım daha fazla vakit kaybetmeden, sizi de işinizden gücünüzden alıkoymayayım.

Diş beyazlatan ışık! Mükemmel bir teknoloji. Bu reklamı ne zaman görsem, pvc kaplayıcıları geliyor aklıma. Bir de banttan çalan o kadının sesi. “Pvc ile kaplamayı ayağınıza kadar getirdik!” (çok sağolun, çok ihtiyacımız vardı.) “Yırtılmış, yıpranmış kimlikler” (kimlik karmaşası yaşayanlara), “kırık ehliyetler, pasolar, sigorta kartları, memur, işçi ve emekli kartları, öğrenci kimlikleriniz ve her türlü belgeniz pvc yöntemi ile kaplanır, hemen teslim edilir.” bu anonsu duyup da bir şey kaplatmayan yoktur sanırım. Bu anonsun bir özelliği de her yerde aynı olması. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de ve burada sayamayacağım diğer güzelim illerde, kelimeler ve onların vurgusu bile şaşmaz.

Bu diş beyazlatan ışık da ayağımıza kadar gelse, ne güzel olurdu! “Diş beyazlatan ışığı ağzınıza kadar getirdik! Sararmış, taşlanmış, tartarlanmış dişleriniz; çürümüş, dolgu yapılmış, çarpık dişleriniz; kesici, köpek, azı, yirmilik ve her türlü dişleriniz diş beyazlatan ışıkla beyazlatılır, 10 dakikada teslim edilir.”

Yukarıdaki de ikinci reklam. İlkine çok benziyor gibi ama bunda ışıktan bahsetmemişler. Dişlerinizi evinizde kendiniz beyazlatın, demişler. İlk resimdeki kar gibi dişler, bundaki mutlu çift ürünü alma isteği uyandıran unsurlar. İkisinin fiyatı da aynı, o yüzden kararsız kalıyorum ve bilin bakalım ne yapıyorum? İkisini de almıyorum.

Her zaman reklam olmuyor bu bölgedeki bildirimler, yukarıda bu duruma bir örnek görüyorsunuz. Danimarka, bir Kuzey Avrupa ülkesidir, diyerek bilgimize bilgi katıyor.

Bayan bakım salonu. İzmir’de olmasaydı da yakın bir yerlerde olsaydı, sırf meraktan kirpik kaynağı ile kirpik permasını denerdim. Tabi bir de erkek bakım salonu olsaydı bu salon. Bu reklamla anlıyoruz ki facebook’un reklam yayınlama algoritmasında kişinin cinsiyeti ve yaşadığı şehir dikkate alınmamış. Yani, bayanlara da penis boyunuzu büyütün ibareli reklamlar gösteriliyor demek oluyor bu. Bu da ayağımıza kadar mı gelsin? Ne yapacaksınız o kadar uzun şeyi, penisi? Haa, siz hizmetten bahsediyorsunuz, pvc’deki gibi. Ben de sandım ki, birden öyle söyleyince, ha ha ha. Çok şey istiyorsunuz, çok. Neyse ki ben o reklamlardan kurtuldum. Bu yazının bonus bilgisine hazır olun! Görmek istemediğiniz bir reklam varsa, sol üstteki çarpıya tıklayın ve bir neden seçin, ben ilgisiz‘i seçiyorum genelde. Bunu yaptığınızda o reklam size gösterilmiyor artık.

Reklamlar faslı bu kadardı. Bizden ayrılmayın anacım.

Valiz Hazırlama Teknikleri

Malum, eğitim-öğretim yılının birinci dönemi yarın sona eriyor. Yarın ve takip eden günlerde bir sürü öğretmen  ve öğrenci memleketlerine gidecek. Memlekete gitmek güzel de, şu valiz hazırlama işi olmasa daha bir keyifli olacak şu yolculuklar. Götüreceğin eşyaları düşünürsün önce, sonra valizi alırsın eline ve kafanda bir plan yaparsın. Neyi, nereye koysam acaba, sorusu kurcalar zihinleri. Her şey hazır çok şükür bu işi de halletim diye düşünüp, yayılmaya başladığın anda, çok gerekli olan bir eşyayı koymadığın gelir aklına ve çantaya yerleştirdiğin diğer bütün diğer eşyalar yer değiştirmek zorunda kalır. İşin kötüsü, bu akla gelme işi bir değil, birden fazla olur çoğu zaman. Valiz hazırlamayı eziyet haline getiren şey de budur aslında. Yoksa, eşyanı al içine koy, fermuarını kapat, bu kadar basit.

Ben de az önce valiz hazırlama ile uğraştım. Tam bitti dediğim anda, şemsiyemin valizde olmadığı geldi aklıma. Sonra şemsiyeyi yerleştirmek için çeşitli denemeler yaptım. Bakınız, ilk denemem aşağıda.

Kapatmadan koymayı bir deneyeyim dedim. Kapatınca kırış kırış oluyor şemsiye. Sonra görenler, “Aaa! Öğretmenin şemsiyesine bak, nasıl da kırış kırış olmuş.” benzeri cümleler kuruyorlar. Bir de ütülemeyle uğraş işin yoksa. Kravat ütülemek gibi kolay olsa neyse de, çok uğraştırıyor. Bu deneme sonucunda fermuar kapanmadı. Ardından ikinci denemem geldi. Aşağıya bakmanız gerektiğini biliyorsunuz artık değil mi?

Böyle bir yerleştirmede de şemsiye en az kırışıkla paçayı kurtarıyor ama bu yöntem de sonuç vermedi. Yine kapanmadı kapak. Ve öldürücü darbeyi bir sonraki aşamada indirdim. Kaç kere söyleyeceğiz, aşağıda işte.

Şemsiyeyi kapatıp, kapatmakla da kalmayıp ipiyle de sardım. Bakın ne kadar güzel duruyor değil mi? Tam da olması gereken yerde. Ben bu yöntemi ilk kez denemiyorum. Daha önce denemiştim bunu. Burada size anlatma nedenim, bir fikir oluşturmasıdır. Benzer bir durumda bu aşamaları geçip (vakit kaybetmeden), farklı doğrultularda ve yönlerde şemsiyeyi yerleştimeyi deneyebilesiniz diye yazdım. Aaa! Aşağıda bir şey var bak!

Yukarıdaki fotoğrafın konumuzla hiçbir ilgisi yok. Servisle çamurlu yolda, bir o yana bir bu yana sallanan arabanın içinden çektim bu resmi ve fena da olmadı hani. Bir aşağı, bir yukarı başınız döndü biliyorum ama yapacak bir şey yok. Aşağıda bir fotoğraf daha var, belki de bu yazının son fotoğrafı bu.

Bu fotoğrafın da konumuzla bir ilgisi yok, ama yukarıdaki fotoğrafla bir ilgisi olabilir. Bu fotoğrafı da kaldığım odanın balkonundan çektim. İsmini de “death machine” koydum. Son fotoğraf yukarıdaki olacaktı ama tasarlanan şeylerle, olan şeyler her zaman aynı olmuyor malesef! O cümlede “belki” ifadesini kullandığımı da hatırlatayım. Ama bu son fotoğraf, gerçekten. Niye yemin edeyim canım? Son diyorum işte. Neden inanmak istemiyorsunuz?

Yukarıda da, buraya yağan ilk karı görüyorsunuz.

Önemli not: Şemsiyemi ütülemiyorum, sakın denemeyin.

Demek ki, valizin hazır olduğunu düşündüğünüz andan itibaren, koymayı unuttuğunuz tek bir eşya tüm süreci baştan yaşamanıza neden olabiliyormuşmuş. Dur bir dakika. Kulaklığı koydum mu ben? Hay Allah!

Yarın ve takip eden günlerde yolculuk yapacak herkese, hayırlı yolculuklar. Aksiliklerin sizi bulmaması dileğiyle…

Eski Gönderiler »